BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates

Kalbin Nûru Ma’rifet / Mehmet AKBAŞ

Ma’rifet sözlükte ‘bilmek, tanımak’ isim olarak da ‘bilgi, ikrâr’ anlamlarına gelmek­tedir. Ma’rifet kelimesi, ilimle eş anlamlı gibi kullanılsa da aralarında bazı farklar vardır. İlim daha çok küllîdir. Genel nite­likteki bilgileri ifâde eder. Ma’rifet ise daha çok cüzîdir. Özel ve ayrıntılı bilgileri ifâ­de eder. Mutasavvıflara göre, ilim ‘bilmek’, ma’rifet ise ‘tanımak’ olarak ifâde edilmiştir. İlim zâhirîdir. Ma’rifet ise bâtınîdir. Marifet­le ilim arasındaki bir diğer incelik ise ilmin Allah’ın sıfatı oluşudur. Kur’an-ı Kerim’de Allah, hem Âlim olarak hem de Alîm olarak geçer. Ancak Allah için ârif ifâdesi kullanıl­maz. ‘Allah ma’rifet sâhibidir’ diye de kulla­nılmaz. Kul âriftir, kul ma’rifet sâhibidir.

Mutasavvıflar ma’rifet için: ‘Hâl ve hareket­lerde Allah için doğru olmak, devamlı ola­rak Allah’a münâcâtta bulunmak, her şeyde Allah’a yönelmek; kötü huy ve vasıflardan arınarak Allahu Teâlâ’yı isim ve sıfatlarıyla bilmektir.’ demişlerdir. Kuşeyrî risâlesinde ma’rifet için; ‘Allah’a yönelmek isteyen kim­se önce Hakk’ı, O’nun sıfat, isim ve fiillerini tanır. Sonra ibâdet ederek ve nefsini arındı­rarak O’na yaklaşır. O zaman Hakk kendisi­ni kula ta’rif eder.’ demektedir.

Sûfilerin Allah tarafından bahşedilen ma’rifetin nakil ve akıl yoluyla edinilen bil­gilerden daha üstün olduğunu söylemeleri bu bilgilerin önemsenmediği şeklinde anla­şılabilmektedir. Bu farklı anlaşılmanın ola­cağını bilen sûfiler ma’rifetin nakil ve akıl yoluyla elde edilen bilgileri geçersiz kılma­dığını ve onların değerini azaltmadığını ifâ­de etmiş, aksine ma’rifetin sağlıklı ve geçerli olması için Kur’an’a ve hadise aykırı düşme­mesini şart koşmuşlardır. Mutasavvıflardan Zünnûn el-Mısrî ma’rifet için: ‘Zâhirî ilme aykırı düşen bâtınî bir ilimden söz edilemez’ demiştir. İlim ehli olan kimse, ilmin getirdi­ği ferâset ve zihin açıklığı ile âlemin mânâ­sına zâhiren vâkıf olur. Hakkın nimetlerinin farkına varır. Âlemin mutlak bir âlimin ese­ri olduğunu aklen ve fikren müşâhede eder. Bu ilim ve imân ile âmil olan kimse ma’rifete erer. Ma’rifet kalbin hâli olduğu için yüksek bir seziştir. Ârif olan kimse bu mânânın lez­zet ve huşû’unu dâima kalbinde hisseder.

Kalb öyle bir nimettir ki güzel ahlâk ve imân ile dolduğu zaman lezzet bulur. Bu lezzet ile ferahlar ve ferahladıkça da hakîki huzura varır. Bu mânâ ve hakîkatten uzak olduğu ölçüde de kalb türlü sıkıntılara uğ­rar, daralır. Nitekim vahyin buyurduğu gibi: ‘Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki ibret almış kalplere yahut kulaklara sahip olsun­lar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir.1 Âmir›in en- Nu’man b. Beşîr’den işittiğine göre, Allah

Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “…Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.”2 Kalb körleşti mi yön ta’yin edilemez. İstikâmet bulunamaz. Burada a’mâ olan ahirette de a’mâdır. Burada duymayan ve burada bil­meyen için ahirette de bir fâide yoktur. “Her kim bu dünyada (mânen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır.”3 ayeti bu gerçekliği ortaya koymaktadır.

Ma’rifet bu bağlamda, her an Hakk ile ola­bilmektir. Kulun her an Hakk’ın huzurunda olduğunu bilmesidir. Öyle ki kişinin aczini görmesi için bir hastalık bir yalnızlık bir ça­resizlik yeter. Ancak mârifet; âfiyette iken de kalabalıklar içerisinde iken de Hakk’tan bir an olsun gaflet etmemektir. Kulun, aczi­ni fark etmesi ve bu hâli muhafaza ederek Hakk’ın nimetlerini müşâhede etmesi ve her an zikir, fikir ve şükür hâlinde olmasıdır.

Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretlerinin şu dörtlüğü bu hâli izâh etmektedir:

Bu dörtlüğün açıklaması ise şöyle yapıla­bilir:

Beyim! Hakk’ın huzurunda olduğunun her an bilincinde ol ve o ölçüde kendini hizâya çek. Ârif isen, bu hâle vâkıf isen gözünü aç da kendine mertçe bak. (Başka bir deyişle; ancak ârif olur isen ere yakışır surette, yi­

ğitçe kendini sîgaya çeker ve hak ile Hakk’a yönelirsin.) Onca nimete vâkıf olduğunu bir düşün ve o ölçüde kendine çeki düzen ver.

O hâlde ma’rifet, insanı diri tutacak ve kişiyi dâim yolda kılacak bir kuvvettir. Bu kuvvet kulun yüce Kudret karşısında ken­di aczini fark etmesi ve her an ihsan hâli ile Hakk’a iltica etmesine vesile olur. Hüseyin Vassaf(k.s)’ın şu duâsı da sayfalarca yazıya denk gelecek ve konuyu özetleyecek nitelik­tedir:

‘Cenâb-ı Hakk, bizleri bilen, bulan ve olan kullarından eylesin.’

Haberler

Dünden Bugüne Kocatepe Gençlik Fuarı / Fatih Muhammed ÇAKMAK

İyi ve güzele dair kurulan bir hayalin gerçek olmasını istemek, o hayalin peşine düşmek insanın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir