BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates

Görevimiz Şahsiyetli Müslümanlar Olmak / Taha Kılınç

Röportaj : Fatih Muhammed ÇAKMAK

 

Taha Kılınç, 1980’de Mersin’in Anamur il­çesinde doğdu. Kartal Anadolu İmam-Hatip Lisesi’ni ve ardından İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Halen haftanın iki günü Yeni Şafak gazetesinde yazan Kı­lınç’ın, yayımlanmış 7 kitabı bulunuyor.

Taha Kılınç ile gönül coğrafyalarımızı, sivil toplum ve gençliği konuştuk.

Öncelikle Ortadoğu’dan başlayalım. Hem çalışma alanınız hem de “kendinizi en huzurlu hissettiğiniz coğrafya” olarak görülüyor. Bölgeyi sizin için özel kılan nedir?

Her şeyden önce bu coğrafya, bizim kendi coğrafyamız. Kültürümüzün, inancımızın ve kimliğimizin kökenleri bu topraklarda olduğu gibi, geçmişimiz ve geleceğimiz de buraya bağlı. Bu nedenle, üzerinde yaşadı­ğımız bölgeyi kesinlikle ihmal edemeyiz, gözden çıkaramayız ve hafife alamayız. Ömrümüzü adayarak buraları çalışmalı, çok sevmeli ve derinlemesine bilmeliyiz. Bu, çeşitli derecelerde her Müslümanın boynunun borcudur. Bundan kaçış yoktur.

Savaş, açlık, kıtlık ve peş peşe sıralamak­la belki bitiremeyeceğimiz türlü felaket­lerin yaşandığı bir coğrafyadan bahsedi­yoruz. Kendi iradesini tayin edemeyen, varlık gayesini sürdürmekte zorlanan bir bölge söz konusu. Bir yandan da medeni­yetler beşiği, ilmin merkezlerinden biri…

Zor bir denklem değil mi?

Bu bölge, tarih boyunca hep aynı şekilde önemli ve hedefteydi. Dünyanın bütün bü­yük imparatorlukları gözlerini hep buraya diktiler, siyasetlerinin merkezinde hep bu­ralar oldu. Tarihe tek bir noktadan ya da kısıtlı bir pencereden bakmamak gerekiyor. Ortadoğu diye ifade edilen topraklar, sa­dece geçmişte ya da günümüzde merkezde değil; gelecekte de öneminden ve kıymetin­den hiçbir şey yitirmeyecek. Bu zor denk­lem, hayatın doğası gereği, bu toprakların kaderi ve yazgısı. Bunu düşünerek ve buna göre hazırlık yapmak gerekiyor. Tozpembe hayallere yer olmayan, acı gerçekliklerin hüküm sürdüğü bir coğrafyadayız. Hayal­lerimizi dualarımıza saklayarak, bölgenin gerçeklerine göre donanımlı şahsiyetler ol­mayı hedeflemeliyiz.

Hayat hikâyenizi incelediğimizde sivil toplum çalışmalarına da erken yaşlardan itibaren katıldığınızı görüyoruz. O gün­lere gidersek sizi harekete geçiren neydi?

Sorunuzun cevabı, galiba daha çok yetiş­tiğim zaman ve mekânla ilgili. 1980’lerin ikinci yarısından itibaren, kendimi hep İslâm dünyasının ve Müslümanların me­selelerinin konuşulduğu ve tartışıldığı or­tamlarda buldum. Hal böyle olunca, İslâm dünyası da hep gündemimde oldu. Yaşım ilerledikçe tarihe ve coğrafyaya seyahat­ler yapmak nasip oldu. 37 yaşından geri­ye dönüp bakınca, hayattan anladığım şu: Hiç durmadan, Müslümanların dertleriyle dertlenmek ve bunun için gayret göstermek zorundayız. Netice ne olursa olsun, temel görevimiz ve misyonumuz bu.

Hem içeriden biri olarak sahip olduğu­nuz tecrübe itibariyle hem de genel itiba­riyle STK faaliyetlerini düşündüğümüzde gençlik ve sivil toplum arasında nasıl bir bağlantı var?

Türkiye’de ideal anlamda STK mantığının oturduğunu söylemek için henüz çok erken. Siyaset kurumundan bağımsız, kendi gücü ve gündemi olan, çalkantılardan ve günlük politik dalgalanmalardan etkilenmeyen bir mantıkla hareket edilmesi gerekiyor. Genç­lerimizi buna göre eğitip yönlendirebilir­sek, çok ciddi bir aşama kat etmiş olacağız.

Gerek hayatın içerisinde yapıp etmeleri­mizde gerekse sosyal anlamda yaptığımız çalışmalarda, bize biçilen ömrün tüm katmanlarında akıl, ilim ve marifet nere­de yer alıyor?

Bir Müslüman, aklıyla kalbi arasında sağ­lıklı bir denge kurabilen insandır. Efendi­miz -aleyhissalâtu ve’s-selâm- mümini tarif ederken, “ferasetinden çekinilecek insan”

olarak tanımlıyor. Kuru akıl, insanı ba­taklıktan başka bir yere götürmez. Sadece kalp de, kolay kandırılan ve aldatılan silik şahsiyetler vücuda getirir. Bunun dengesini kurmamız gerekiyor. Müslüman bilgili, do­nanımlı, eleştirel akla sahip, yumuşak kalp­li, feraset ve iz’ân sahibi, disiplinli, sözünün eri, karakterli, gönlü hilm gözü de yaş dolu insandır. Sadece itiraz etmek de olmaz, sa­dece ağlamak da. İkisi bir arada olmak ve birbirini desteklemek durumunda. Âki­fimizin o muhteşem ifadeleri bize de ölçü olabilir:

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

‘Adam aldırma da geç git!’ diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Biraz daha özele inecek olursak, gençlik ve söz konusu üç kavram arasında nasıl bir bağlantı kurabiliriz?

Gençler, müstakil ve bağımsız şahsiyet­ler olmayı ilke edinmelidir. Müstakil ve bağımsız derken, herkesin kendi kafasına göre takıldığı, kimsenin kimseyi dinleme­diği, istişare kültürü sıfır bir toplumsal kao­su önermiyorum. Söylemeye çalıştığım şey şu: Gençler, kimsenin kendilerini istismar etmesine, şahsî kazanç ve idealleri için kul­lanmasına müsaade etmesinler. Gençler, kimsenin merdiveni ya da zıplama tahtası değildir. Bugün maalesef birçok kurumun gençlik politikası, düşünmeyen ve sorgula­mayan robotlar yetiştirmeye odaklanmıştır. Sorgulamak, korkulacak bir şey değildir. Gençlere, Kur’ân ve Sünnet ölçüleri dâhi­linde neyi nasıl sorgulayacaklarını öğre­tirsek, korkmaya da gerek kalmaz. Bugün usulsüz ve dengesiz bazı çıkışlar nedeniyle “sorgulamayın, boyun eğin” prensibi genç­lere dayatılıyor. Bir yanlışın başka bir yan­lışla kapatılmasından doğru hâsıl olmaz.

Bu bağlamda Genç Kalem okurlarına nasıl bir yol haritası önerirsiniz?

Her Müslümanın, kendi şahsiyetini oluş­tururken şu üç maddenin altını mutlaka doldurması gerektiğini düşünürüm: 1) İs­lâm’ı çok iyi bilmek, 2) İslâm coğrafyasını tarihi ve kültürüyle özümsemek, 3) Hangi

mesleği seçerse seçsin, en iyisi olmak için çalışmak. Eğer bu üç maddeyi tamamlamak için disiplinli ve istikrarlı bir çalışma içine girersek, çok kısa zamanda toplumsal sevi­yenin üzerine çıkıp, bilgi üretimine başla­rız.

Genç Kalem adına vaktinize bizi de or­tak ettiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Haberler

Dünden Bugüne Kocatepe Gençlik Fuarı / Fatih Muhammed ÇAKMAK

İyi ve güzele dair kurulan bir hayalin gerçek olmasını istemek, o hayalin peşine düşmek insanın ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir