BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates

BİLGİ-AHLAK EKSENİNDE İNSAN / SÜMEYYE GÜLŞEN SOYLU

BİLGİ-AHLAK EKSENİNDE İNSAN

Yaratılmış tüm varlıklar birtakım vasıf ve becerilere sahiptir. Varlıklar, en basitinden en karmaşığına çok sayıda özelliği bünyesinde barındırır. İnsan, kendisi dışındaki tüm canlı ve cansız varlıkların sahip olmadığı, yalnızca insana has birtakım nitelikleri taşır. İnsan; düşünen, akleden, soran, sorgulayan, araştıran, soruşturan bir varlıktır ve bu iradi temelli durumla insanın eşref-i mahlûkat olma yolunda ilerlemeler kat etmesi beklenir. Felsefe, edebiyat, sanat ve bilim oluşumunu sağlayan ve hızlandıran da insandır. İnsandan beklenen, düşünce ve bilgisiyle ahlakı buluşturmasıdır. Çünkü ahlakın olmadığı düşünce ya da ahlaki olmayan düşünce evrensellik ve güncelliğini koruyamaz, bir müddet gündemde kaldıktan daha doğrusu gündemi işgal ettikten sonra müstahak olduğu çöküntüye uğrar.

Ahlak, bilginin en önemli bileşenlerinden biridir. Ahlak, bilgiye seviye atlatan, bilgiyi kıymetlendiren felsefi ve manevi bir özne olarak düşünülmelidir. Ahlakın konusu iyi ve kötü olmakla birlikte, ahlaklı olan şey iyidir, iyi olan ahlakidir; ahlakın katılmadığı şey kötüdür, kötü olan ahlaktan bir nüve dahi taşımaz şeklinde yaygın bir yorum yapılmaktadır.  Burada iyi ve kötü olan şey diye tabir ettiğimiz başlıkların altını durdurmamız yararlı olacaktır. Bilgiyi nerede tanımlamak, nereye yerleştirmek gerekmektedir? Bu da başlı başına bir sorundur. Bilginin iyi bir şey olduğu varsayımı, onun ahlakî olduğunun bir göstergesidir. Burada ahlakîlik bir sebeptir. Tersten bakıldığında bilgi, ahlakî olmayı gerektirir. Burada sebep bilginin kendisidir. İyi olanın bilgisi bize bilginin de iyi bir şey olduğunu söylemektedir.

Peki ahlakî bilgi nasıl olur veya olmalıdır? Bilginin kendisi mi yoksa aktarımı mı ahlakî olur? Bilginin erdemle birleştirilmesi onun ahlakîliği için yeterli midir? Bilgi bir yol izler, kazanım, birikim ve paylaşım süreci vardır. Birikim sürecinde kişi, çeşitli araçlar yoluyla bilgiye ulaşır. Bu yollar gözlem, deney, kuşaklararası aktarım, tecrübe ve yazılı olanı okumak şeklinde özetlenebilir. Bilginin kazanılış ve elde ediliş biçimi de onun ahlakî olup-olmadığını belirleyebilir. Son zamanlarda artarak çeşitlenen bilgi edinme yolları, bilgiye ulaşımı artırmış olmakla birlikte bilginin doğru, güvenilir ve geçerli oluşuyla ilgili yeni bir tartışmayı gündeme getirmiştir. Bilgi kazanıldıkça birikir, ancak biriktikçe kazanıma dönmesi mühim meseledir ve işaret ettiğim de budur. F. Bacon’un ifadesiyle bilginin güç oluşu burada karşımıza çıkar. Bilgi oluşurken toplumsal değer ve normlardan yararlanmış mıdır, yararlanmışsa ne ölçüde ve hangi boyutta yararlanmıştır? Bilgi, gerçekten de insanlığa yararlı mıdır? İnsanlığı tehdit eden bilgi ürünleri nasıl değerlendirilmelidir? Cevaplanmayı bekleyen ancak hiçbir zaman tam olarak cevabını veremeyeceğimiz bu sorular insanlık tarihiyle birlikte yürüyecektir. Tek yol, bilgiyi hikmetle donatmak. Bilgiyi hikmetle donatabilirsek tehdit olmaktan çıkarabiliriz. Bu da onu mana ve düşünce ile çoğaltmak demektir.

Yıllar öncesinde yatılı kaldığım Kur’an Kursu binasının bir katında bir tablo vardı, tabloda bir cümle yazıyordu, her gün onlarca defa olağan bir biçimde karşıma çıkar ve ben de okurdum: “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” O dönemde ve sonrasında hep düşündüm bu ayet-i kerimenin ne anlama geldiğini. Kavramaya başladığım andan itibaren daha çok düşünmeye sevk etti beni. Bilgi büyük önem taşıyordu. Bilgi esasında, insanın kendini bilmesi ve tanımasına aracılık etmek amacını taşır. Yaratılmış tüm varlıklar arasında kendini tanıyabilen, keşfedebilen, sırlar ve sorularla ilgilenen, kendisi ve başkası arasında ayrım yapabilen, kendisi kadar başkasını da düşünebilen, başkasına da faydalı olabilmeyi amaç edinen yegâne varlık, insandır. Bilgi-ahlak birlikteliğinin, insana kendini bilmeyi ve tanımayı öğretmesi beklenir. İnsanın bu erdemliliğe ulaşabilmesi  kendi iç dünyasına yönelmesi ve öncelikle kendini tanımaya başlamasıyla mümkündür. Sadece iç dünyasına yönelebilen insan kendini tanıyabilir, içindeki gücün farkına varabilir.

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır

  Dizeleriyle Yunus Emre, ilmin kişiyi en gizli hazineye ulaştırıcı olduğuna vurguda bulunmaktadır. “Allah insanı yarattı, seçerek yükseltti; ona fazilet, bilgi, akıl ve anlayış verdi. Tanrı kime anlayış, akıl ve bilgi verirse, o pek çok iyiliklere elini uzatır.” Kut’un sırlarını veren hikmet dolu eseriyle Yusuf Has Hacib, bilginin bir lütuf olduğunu söyler ve bilginin insanı iyiliğe ulaştıracağını müjdeler. Öyleyse bilgi, kişiyi aşarak ulaşılabirliği arttığında ve erdemli olduğunda ahlakî olacaktır. İşte insan burada ortaya çıkıyor. İnsan, ahlak ve bilgidir.

 

SÜMEYYE GÜLŞEN SOYLU

III.KOCATEPE GENÇLİK FUARI 5-8 MAYIS'TA KOCATEPE CAMİİ FUAYE ALANINDA ANKARALILARLA BULUŞUYOR

Haberler

Dünden Bugüne Kocatepe Gençlik Fuarı / Fatih Muhammed ÇAKMAK

İyi ve güzele dair kurulan bir hayalin gerçek olmasını istemek, o hayalin peşine düşmek insanın ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir