BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates

BİL-MEK’TEN BAKINCA BİLGİ / Cemil Caca Arslan

BİL-MEK’TEN BAKINCA BİLGİ

Bilgiye dair en temel meselelerden bir tanesi, diğer her şeyde olduğu gibi bilginin ne olduğu yani bilginin tanımı meselesidir. Bu kısa yazıda bilgiye dair tek bir cümlelik tanım ortaya koymak yerine yapmamız gereken bilginin niteliğini dilimiz döndüğünce tartışmak. Soru ortada: bilgi, sadece bir veriden mi ibarettir yani doğası itibariyle statik bir nesne midir, yoksa bilgi bizatihi bir fiil niteliğine sahip, özne-nesne yahut özne-nesne ilişkisinin adı mıdır?

 

Öncelikle bilgiyi sadece bir veriden ibaret olarak gören anlayışı ele almaya çalışalım. Sadece bir nesne gibi düşünelim. Bu durumda ulaşacağımız ilk sonuç bilginin “tükenebilir” nitelikte bir yapıya sahip olduğudur. Yani bilgiyi, bir fiil için her kullanışımızda ulaşacağımız nokta o bilginin bir daha kullanılamaz hâle gelir. Elbette ki bilginin fiziksel bir yapıya haiz olmadığını düşünürsek bu fikrin saçmalığı ortaya çıkar. Ancak bilgiyi bir veri olarak görmenin başka ve daha ciddi bir noktası vardır. O da bilginin hayatiyetini ortadan kaldırmak. Peki nedir bu hayatiyet? Bilgi nasıl olur da yaşayan hatta yaşam dolu bir şey olur? Fakire göre bilgi, insanı etkileyen bir şeydir. Ancak bu etki insanı istemi dahlinde ya da dışında gerçekleşmez. Bilginin işlevi, insanda etki doğurmaya yönelik bir itkiyi alevlendirmesi yahut itfa etmesidir. Hâlbuki veri cansız bir şeydir. Bir kağıt parçasıdır. İnsanı herhangi bir şekilde etkileyemez ancak insanın tasarrufunda bulunan para gibi bir nesnedir. Dolayısıyla bilgiye, onun veri olduğunu düşünerek bakmak; onun hareketlerinde belli başlı yozlaşmaları da beraberinde getirir. Kibir bunlardan bir tanesidir. Bilgiye sahip olup onun getirdiği yükleri yüklenmemek. Sorumluluklardan kaçmanın getirdiği bir vurdumduymazlık. Dolayısıyla bilgiyi statik, cansız bir nesne gibi görmek ve ona tüketilebilir bir nitelik atfetmek beraberinde bir yozlaşmayı getirecektir. Unutulmamalıdır ki yozlaşma da bir sonuç değil bir süreçtir. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan durum sonuçtur-ki biz bu sonuca felâket diyoruz. Üstelik bilginin nitelikleri arasında statik olmasını da sayarsak, süreklilik ve gelenek gibi kavramlar imkânsız hâle gelir. Amerika’yı her seferinde yeniden keşfetmemizi gerektiren umutsuz bir durumla karşı karşıya kalırız. Bu imkânsızlık üzerine söz söyleme çabasına girmek her ne kadar cezbedici olsa da şu aşamada yazımızın konusu bu değil.

 

Öbür yandan bilgiyi bizatihi bir fiil olarak gören anlayışa bakalım. Bu anlayışa göre bilgi: özne-özne yahut özne-nesne arasında kurulan ve karşılıklı tesirler çerçevesinde devam ettirilen ilişki türüdür. Bu bağlamda aslında yinelenen bir tanıma faaliyetidir. Verici anlayışa karşıt fikirler üreterek devam edelim. Bu işimizi kolaylaştıracaktır. Verici anlayışın aksinde burada bilginin bir hayatiyete haiz olduğunu görmekteyiz. Bilgi öyle bir şeydir ki ilişki olmasına rağmen bu ilişkinin tarafları arasında tesirler oluşturmaya muktedir olur. Dolayısıyla insanın bilgi üzerinde dilediğince tasarruf etmesi imkânsızdır. Çünkü bilgi insanın dileklerinin teşekkülünde rol oynar. Dolayısıyla bilginin olduğu yerde beraberinde bir hareket de gelir. Bu hareketin inşasında bilginin, hareketin öznesine yükleyeceği çeşitli sorumluluklar da olacaktır. Çünkü bu bağlamda bilgi kendi başına canlıdır ve özneler üzerinde tesirleri vardır. Yani bilgi, insanı kendi çerçevesinde hareket etmeye zorlar. İlmi ile âmil olmak dediğimiz durum. Eğer bir insan ilmi ile âmil değilse edindiği şey bilgi değil veridir. Bilginin hamuru henüz yoğrulmaktadır. Belirttiğimiz gibi bilgiyi, sürekli bir tanıma faaliyeti olarak gören bu anlayış belirli süreçleri de öngörür. Bunlardan bir tanesi de veri toplama sürecidir. Şu sonuca varmamız mümkün: bilgiyi başlı başına bir fiil olarak gören bu anlayış çerçevesinde kişi bilgisi ile hareket etmeye mecbur kalır. Bilgi ise bu çerçevede olumsuzlanamaz. Dolayısıyla kişiye ahlâki bir yükümlülük yükler. Bunun sonucunda kişinin fiillerinde mutlaka belirli kuralları takip etmesi de bir mecburiyet hâline gelir. Felâketten kaçınmanın güzel bir yolu. Bununla birlikte mevzubahis ilişkinin bir de toplumsal yönü vardır. Toplumu, bilgi adını verdiğimiz ilişkide özne olarak konumlandırdığımızda bazı şeyler açıklığa kavuşuyor. Bu açık ve güzel manzaraya baktığımızda karşımıza çıkan manzara şudur: özne-toplumun her çeşit özne ve nesne ile kurduğu karşılıklı tesir çerçevesinde gelişen tanıma faaliyetinin özne-bireyin mezkûr ilişkisine yansımasına gelenek diyebiliriz. Elbette ki bu bağlamda da özne-bireyin ilişkileri yine geleneğin altyapısını inşa eder. Yani dairesel bir ilişki zinciri ile karşı karşıyayız. Böylelikle gelenek ve süreklilik gibi kavramlar da bu bağlamda yerini alır. Gelenek ve sürekliliğin bilgi açısından ne kadar önemli olduğu da bir önceki paragrafın sonunda bahsettiğimiz konu kadar cezbedici. Yine de artık bu husus da burada bahsedilebilir türden bir husus değil.

 

Nihayetinde bilgiye yönelik iki yaklaşımdan kısaca bahsettik. Bu yaklaşımların, kişiye yükledikleri sorumluluk açısından belirli farklılıklarının olduğu da muhakkak. Bilginin ne olduğu hususunda daha çok kafa yormak ve daha çok okumak dileğiyle yazımızı sonlandıralım.

 

12924491_1057811017609191_6698093467778985978_n

Haberler

Dünden Bugüne Kocatepe Gençlik Fuarı / Fatih Muhammed ÇAKMAK

İyi ve güzele dair kurulan bir hayalin gerçek olmasını istemek, o hayalin peşine düşmek insanın ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir